Yetkili bir temsilcinin temsil olunan adına yaptığı işlemlerin sonuçları doğrudan temsil olunanı bağlar. Temsilci, yetkisini aşarsa, temsil olunan bu işlemlere onay vermedikçe bağlı olmaz.
Temsil yetkisi, temsil olunan tarafından her zaman sınırlanabilir veya geri alınabilir. Ancak bu sınırlama veya geri alma, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
Temsil yetkisi, temsil olunanın ölümü, iflası veya ehliyetini kaybetmesiyle kendiliğinden sona ermez. Ancak işin niteliğinden aksi anlaşılıyorsa sona erer.
Yetkisiz temsil, temsil olunan tarafından onaylanmadıkça, temsil olunanı bağlamaz. Onay verme, temsil olunana yapılacak bildirimle olur. Onay verilmezse, yetkisiz temsilci, işlemin geçersizliğinden dolayı üçüncü kişinin uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Temsilci, temsil olunanın izni olmadıkça, kendisiyle veya temsil ettiği başka bir kişiyle sözleşme yapamaz. Aksi halde sözleşme geçersizdir.
Ticari temsilciler hakkında, Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.
Bu Kanunda belirlenen zamanaşımı süreleri, aksine bir hüküm bulunmadıkça, sözleşme ile değiştirilemez.
Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür (butlan). Sözleşmenin bir kısmının hükümsüzlüğü, diğer kısımlarının geçerliliğini etkilemez. Ancak bu kısımlar olmaksızın sözleşme yapılmayacak idiyse, tamamı hükümsüz olur.
İrade bozukluğu (yanılma, aldatma, korkutma) hallerinde sözleşme, sakat iradeyi taşıyan tarafça iptal edilebilir. İptal hakkı, bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşme ile bağlı değildir. Üçüncü kişinin aldatması sonucu sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilmesi gerektiği hallerde sözleşme ile bağlı değildir.
Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin kendisine yönelttiği ve hakkına veya bir yakınının kişilik haklarına ağır ve yakın bir zarar tehlikesini içeren korkutma sonucu sözleşme yapmışsa, sözleşme ile bağlı değildir.
İrade bozukluğu (yanılma, aldatma, korkutma) sebebiyle sözleşme ile bağlı olmadığını bildirme hakkı, yanılma veya aldatmanın öğrenildiği, korkutmada ise korkunun etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.
Sözleşmenin hükümsüzlüğüne kendi kusuruyla sebep olan taraf, diğer tarafın bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Yanılma veya aldatma sebebiyle sözleşme ile bağlı olmadığını bildiren taraf, diğer tarafın uğradığı zararı, kusuru oranında tazmin etmekle yükümlüdür. Korkutma halinde, sadece korkutan tazminatla yükümlüdür.
Sözleşme görüşmeleri sırasında taraflardan biri, diğerine dürüstlük kuralına aykırı davranarak zarar verirse, bu zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
Sözleşme hükümleri, tarafların ortak iradelerine göre yorumlanır. Yorumda, tarafların sözleşmeden bekledikleri amaca ve dürüstlük kuralına öncelik verilir. Belirsizlik halinde sözleşme borçlu aleyhine yorumlanır.
Sözleşmede boşluk bulunması halinde, önce yedek hukuk kuralları, sonra hakimin takdir yetkisi ile boşluk doldurulur. Hakim, boşluğu doldururken dürüstlük kuralını ve tarafların farazi iradelerini esas alır.
Sözleşmeden doğan bir hakkın varlığını iddia eden taraf, bunu ispatla yükümlüdür. Ancak, kanunda bir karine öngörülmüşse, ispat yükü tersine döner.
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.
Hakim, zararın miktarını belirlerken, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alır. Zararın ispatı tam olarak mümkün olmasa dahi, hakim olayların olağan akışına göre bir miktar tayin edebilir.
Zarar, aksi kararlaştırılmadıkça, zarar görenin malvarlığının mevcut durumu ile zarar verici fiil olmasaydı bulunacağı durum arasındaki farka göre belirlenir. Zarar gören, zararın tamamen tazminini talep edebilir.
Ölüm halinde uğranılan zararlar; cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplardır.
Bedensel zararlar; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin yardımından yoksun kalan kişilerin, ölüm olmasaydı ileride alacakları yardımın bedelidir. Bu tazminat, destek süresi ve miktarına göre hesaplanır.
Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi veya ölümü halinde, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesine karar verebilir. Manevi tazminat, kişilik haklarına saldırı halinde de talep edilebilir.
Manevi tazminatın miktarı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlığı ve olayın özelliklerine göre hakkaniyete uygun olarak belirlenir.
Kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat talep edebilir. Ayrıca maddi zararının tazminini de isteyebilir.
Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut zarar verenin durumunu ağırlaştırmış ise hakim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Birden fazla kişi birlikte bir zarara sebebiyet vermişlerse, zarar görene karşı müteselsilen sorumludurlar. Zararı tazmin eden kişi, diğer sorumlulara rücu edebilir. Rücuda, her bir sorumlunun kusur oranı esas alınır.
Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Çerez Politikası